“Şeytanın Dili”
Derler ki Latince ölü bir dildir,
ama ben hâlâ duyuyorum—
mahkeme salonlarında,
katedrallerde,
ve hâlâ yaşayan kurallarda
bizi silmek için yazılmış olan.
Latince şeytanın dilidir.
Soğuk.
Kusursuz.
Kralları taçlandırmak için kullanıldı,
hayatları silmek için imzalar attı.
O dil bize ait değildi.
Dağların dili değildi,
çobanların türküsü değildi,
sürgündeki annelerin
Kürtçe ninnileri fısıldadığı nefes değildi.
Demirle geldi.
Mürekkebi kan gibi akan kitaplarla.
Sonra insan kanı geldi.
Düzenle geldi—
fırınları, sınırları
ve sessizliği inşa eden düzenle.
Ve belki—evet, belki—
Naziler onu keskinleştirdi.
Belki Hitler’in kendisi
Latincenin ölümü
resmî bir tören gibi sunmasını seviyordu.
Çünkü soykırım
her zaman takım elbise giyer.
Her zaman saklanır
civitas, ordo, imperium gibi
kutsal görünen kelimelerin arkasında.
Ama ben görüyorum.
Mermer salonların,
altın yaldızlı Latince sözlerin ardındaki
kutsalmış gibi duran ama
kül ve duman kokan yalanı.
Bana bozuk Kürtçe ver,
kırık ama canlı,
senin kusursuz Latincenden önce.
Bana biçimden önce
ateş ver.
Çünkü benim
şeytanın diline ihtiyacım yok
hala kanayan
ve hala nefes alan
kendi dilim varken.